ALFABENİN KÖKENİ VE GELİŞİMİ

ALFABENİN KÖKENİ VE GELİŞİMİ
İnsanoğlu duygularını, isteklerini konuşarak veya yazarak başkalarına anlatır. Her ikisinin de anlatın aracı “dil”dir. Her dil bir takım seslerden oluşur. Dildeki bu seslerin yazıda karşılığı olan harf topluluğuna “alfabe” denir.
Alfabe Yunanca A(alfa), B(“be”ta) harflerinin okunuşundan gelir.
Arapça’da ise A(elif), B(ba) harflerinin okunuşlarında gelir yani Arapça’da alfabe yerine elifba kullanılır.
Günümüz Türkçe’sinde ise A, B(be), C(ce) abece biçiminde söyleyip yazma eğilimi vardır.
İlk alfabeyi Fenekeliler ortaya çıkarmıştır. Araplar, Yunanlılar, Romalılar da bu alfabeden yararlanarak kendi alfabelerini yaratmışlardır.



TÜRKÇE’NİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ
Yer yüzündeki diller arasında Türkçe’nin içine girdiği gurup Ural-Altay dilleri gurubudur. Ural-Altay dilleri eklemeli dillerdir. Bunlardan başka Hint-Avrupa dillerinin tesirinde kalanlar hariç olmak üzere bu dillerde kelime sırası aşağı yukarı aynıdır.
Ural Kolu Fin-Ugur(Fince, Macarca)
Samoyed(Samoyedce)

Altay Kolu Türkçe
Mançurca
Moğolca




Demek ki Türkçe Ural-Altay dillerinin Altay koluna bağlı bir dildir. Bu diller içinde Türkçe’ye en yakın olanı ise Moğolca’dır.
Dünyada en çok konuşulan beş dilden birisi olan Türkçe’miz Türkler’in eski ve zengin kültürünün aktığı bir nehir gibi yaklaşık 11 milyon kilometrekarelik bir alana yayılmış doğuda Moğolistan ve Çin, batıda Sırbistan, kuzeyde Sibirya, güneyde Bağdat’a kadar uzanmıştır. Bu coğrafya içinde 7 tanesi Türk devleti olan 23 ayrı devlet içinde Türkçe konuşan uluslar vardır. Orta Asya’ya dayanan ve tarihsel gelişim içerisinde güçlü özellikleri ile benliğini korumasını bilen Türkçe’miz lehçe farklılıkları ve etkisinde kaldığı kültürlerin yarattığı olumsuzlara rağmen Çince, Hintçe, İngilizce ve İspanyolca’dan sonra en çok konuşulan beşinci dildir.
Toplumları ayakta tutan, ulusları parçalanıp yok olmaktan kurtaran duygu, düşünce, inanç ve kültür birliğidir. Bu birliği sağlayan ve gelecek kuşaklara aktaran dildir. Karamanoğlu Mehmet Bey Anadolu’da birliğin sağlanması için dil ve kültür öğesinin önemini kavramış 1277’de duyurduğu fermanla “Türkçe’den başka dil konuşulmaması gerektiğini ve Türkçe’nin resmi dil olduğunu” ilan etmiştir.





TÜRK YAZI DİLİNİN TARİHİ GELİŞMESİ
1) Eski Türkçe:
Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun abidelerinin metinleridir.(8.yy) Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri değildir. Orhun abidelerindeki dil çok işlenmiş, ileri düzeyde bir yazı dilidir. Bu yüzden Türk yazı dili tarihinin başlangıcının 8. yüzyıldan en azından birkaç asır daha önce olduğunu söyleyebiliriz. Fakat elimizde Orhun kitabelerinde daha eski metinler olmadığı için 8. yüzyıldan itibaren Türk dilini takip edebiliyoruz.
Eski Türkçe devresi 12. ve 13. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu ilk yazı dili bütün Türklük’ün tek yazı dili olarak kullanılmış, Orta Asya’da geniş bir sahayı kaplayan Türklük alemi yüzyıllar boyunca hep aynı dille okuyup yazmıştır. Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu devreye Uygur devresi yazı diline ise Uygurca da denir.
2)Kuzeydoğu Türkçe’si, Batı Türkçe’si:
Eski Türkçe’den sonraki devrede Türkçe karşımıza birden fazla yazı dili ile çıkmaktadır. Bunun nedenleri:

1) Orta Asya’daki Türklük aleminin parçalanarak büyük kütleler halinde Hazar denizi’nin kuzeyinde ve güneyinden batıya yayılması.
2) Yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi.
3) İslam kültürünün Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi.
İşte bu gibi nedenlerden ötürü Eski Türkçe ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türk kollarının yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getirmeleri birden fazla yazı dilinin doğmasına ve gelişmeye başlamasına neden olmuştur.
a)Kuzeydoğu Türkçe’si: 13. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır.günümüzde yerini Özbekçe’ye bırakmıştır.
b)Batı Türkçe’si: 13. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Batı Türkçe’si iç ve dış gelişme ve değişiklikle bakımından üç evreye ayrılır.
1) Eski Anadolu Türkçe’si
2) Osmanlıca
3) Türkiye Türkçe’si
1)Eski Anadolu Türkçe’si:
13., 14. ve 15. yüzyıllardaki Türkçe’dir. Bu devreye Batı Türkçe’sinin kuruluş evresi olarak bakmak yerinde olur . bu devir Batı Türkçe’sinin en temiz devridir. Bu devrin sonlarına doğru Türkçe’ye Arapça ve Farsça unsurlar girmeye başlamıştır bunun sonucunda da Osmanlıca denilen dil doğmuştur.
2)Osmanlıca:
15. yüzyılın sonlarından 20.yüzyılın başlarına kadar devam etmiş olan yazı dilidir. Dört yüz yıldan fazla kullanılan bu dil doğal olarak değişik devrelerden geçmiştir. Osmanlıca Arap harfleriyle yazılıp Türkçe okunan bir yazı dilidir.
Arap alfabesinin Türk dili bakımından en büyük kusuru ünlülerin azlığı, ikinci kusuru da çoğu harflerin bitişik yazılması zorunluluğudur.
Türkler Arap alfabesinin sakıncalarını çok geç fark ettiler. Türkçe, göçebe Türkmenlerinin konuştuğu kaba bir dil sayılıyordu. Edebiyat dili olarak işlenmeye değer bulunmuyordu. Edebiyat da bilim de Arapça ve Farsça’yla yapılıyordu. O dönemde bilim de, edebiyat da dinsel nitelik taşıdığı için bu çok doğal bir durumdu.
3)Türkiye Türkçe’si:
Osmanlı Devleti’nde resmi dil Türkçe olduğu halde bu dil medreselerde okutulmazdı. Medreselerde öğretieln dil arapçay’dı. 1908’de Meşrutiyet’le birlikte medreselerde Türkçe eğitim başlamıştır.
Tanzimat ve 2. Meşrutiyet dönemlerinde dil üzerine büyük tartışmalar yapılmıştır.
Atatürk’ün 1928 yılında “Harf Devrimini” yapmasıyla Arap harflerinin yerini Latin harfleri almıştır.

kaynak: www.vatanbir.org

Yorum Yaz